10 Kasım 2010 Çarşamba

Paris'te Ekim

Heyecanımın sebebi Paris'e gitcek olmamdı... hımm özlemişim ben o şehri, internet erişimim yoktu, yoksa ordan yazmak ayrı bir zevk olacaktı, hatta bi akşam bu işi baya kafaya takıp ıslak saçlarla otelden montparnasse'taki starbucks'a kadar yürüdüm wireless bulurum diye, ama kapalı çıktı saat 22:30'da, ertesi gün daha erken kapananını bile gördüm, 20:30'da kapanmak için hazırlıklarını yapıyordu St. Michel'deki Starbucks... Sonra Odeon'dakine gittik, orası, sinemaların ve genç kalabalığın ortasında pek erken kapanacağa benzemiyordu, çıktığımızda 22:30du.. Minnoşla kahve içtik orda, ben tıka basa tok olmama rağmen, oradaki pasta çeşitleri burdakilerden farklı diye çikolatalı bomba bişey yedim orda, hem de hepsini... Odeon ne kadar da güzeldi o akşam, sokaklarda bir sürü insan, restoranlar cafeler, Odeon'a, St. Germain'e doyamadım, yine gitmem lazım!!
Son akşam, girdiğimiz dükkanda kendi aralarında bi restorandan bahseden satıcılara hangi restorandan bahsettiklerini sordum, tarif etti; Chez Alexandre yani Alexandre'ın Yeri ya da İskenderin Yeri mi desek daha iyi olur? Dışarıdan diğer fransız restoranlarına benzeyen Chez Alexandre'a girince bi baktık içerde TV'de Powertürk, karşımızda %1.000.000 türk olan bir garson... Komik oldu gerçekten, yine de pizzası güzel, servisi de hızlıydı ..



Pariste değişen bir şey var mı? Hımm bilmem çok değil sanki, İstanbul'a 4 sene aradan sonra gitsem mesela, değişen çok şey görürüm, ama burda hiçbirşey beni yabancı hissettirmedi, hani bi şehre gidersiniz kendinizi yakın hissettiğiniz bir şehirdir ama aradan geçen zamanda köprünün altından çok sular akmış, o aidiyet duyduğunuz yerler başkalarının olmuştur ya, burada binalar, dükkanlar, cafeler restoranlar herşey aynı yerinde duruyor, sadece bazılarındaki restorasyon bitmiş, yerine başkalarında başlamış ama aynı sokaklar, aynı kokular aynı ağaçlar yine yerlerinde, o yüzden de dışlamıyor eski misafirlerini...



24 Ekim 2010 Pazar

heyecan

Kelebek çok heyecanlı, çünkü çok özlediği bi yere uçuyor yarın...

hope soon with the photographs..

Ekim'de Kaş bi şahane...

Geçen hafta sonu Burki, Tubi ve Beni Kaş'a gittik, Tubi ve Beni İngiltere'den geldi, Burki'yle ben de onları Fethiye'den alıp Kaş'a doğru yola çıktık... Gitmeden önce havaların kötü olacağın tereddüt ediyordum aslında ama Ankara'yı seller götüren o cumartesi günü biz gayet güzel dolanıyorduk Kaş'ta... :) Pazar günü ise dalmaya gittik, caretta caretta gördüüüümmm!!! Sadece deneme dalışı yaptım ben, zaman olmadığı için eğitim fln alamadım, peki Burkim naaptı? beni satıp, kendisi aldı sertifikasını...  :S of yalnız bence dalışın en zor kısmı dalış malzemelerini taşımak, hala belimin bi noktası ağrıyor, hatta o ağırlıklar suda hafifleşir bişey anlamazsınız demelerine rağmen suda bile ağırdı, gözümü ağırlıklar korkuttu...

Yemeklerimizi ilk akşam Bahçe Balık, ikinci akşam da Nar'da yedik.. Bahçe Balık'ta kağıtta kılıç yedim ben gayet başarılıydı, hımm mezeler? fena değildi ama bayılmadım,  belki sezon dışı diye, bilmiyorum... Ertesi gün Nar'da menümüzde yaprak sarma ve mantı vardı, onlar da gayet lezzetli, sunumlar da güzeldi..






Yani Kaş'ta Ekim bir başka oluyormuş... Yaz bitmiş, yazla ilgili tüm umutlar bitmiş, herkes işte güçte, gelen soğukları karşılamaya çalışırken, Kaş'ta bir teknede hala üşümeden bikiniyle dolaşabilmek, akşam güneş batışını izlemek için Deja Vu'da oturmak, ve sakinlik, deniz, yağmur herşey harika.. keşke gitmek daha kısa sürse.. orda bi evimiz olsa, kaçsak arada, ama işimizden de kaçabilsek öyle, sakinlikle denize baka baka biralarımızı içsek, şirin minik dükkanlarının önünden geçsek... :)

11 Ekim 2010 Pazartesi

Bursa'da Düğün

Geçtiğimiz hafta sonu üniversiteden yakın arkadaşımız Çiğdem'in düğününe gittik Bursa'ya... Gezme, yeme, içme ile dolu bir haftasonu oldu...
İlk önce cumartesi sabah saçlar Ankara'da yaptırılıp yola çıkıldı, bu arada 3 kız 2 erkek 1 arabaya doluşup gittik... gitmeden yolda nerde durulur, ne yenir tüyolarını Özge'den aldıktan sonra İnegöl'e kadar nonstop gittik, tabi İnegöl'de köfte molası vermeden olmaz!! Orhan'da bir güzel inegöl köftelerimizi yedik... Ali Murat ve Zeynep, Ömürlü'deki köftelerin buradakilerden bir farkı olmadığını söylese de yine de lezzetliydi, yani Ömürlü'nün köftesi güzelse, İnegöllü Köfteci Orhan'ın suçu ne?
İnegölle Bursanın arası çok kısa bir mesafe, 1 saatten az süre sonra Bursadaydık, ama Bursa'ya gelmişken kestane şekerini de kaçıramam, hemen en yakın Kafkas'tan çikolatalı kestane şekerlerimizi aldık.. Daha sonra otele... Otele tam geldikki bizim gelin de fotoğraf çektirmeye çıkıyor, gelinliğiyle başa çıkmaya çalışarak arabaya binmeye uğraşıyordu.. Biraz dinlendikten sonra akşam için hazırlıklara başladık... Akşam düğün de çok güzeldi, masalar, çiçekler, yemekler ve ayrıca eğlence süperdi, yemekten sonra hep pistteydik.. :)
Ertesi gün de Bursa'yı gezelim birazcık dedik ve Bursa'nın hanlarla dolu çarşısına çıktık, orada Koza Han'dan şallar aldık kendimize vee deee İskender Kebap yedik... Hımmm nefisti, Ulu Cami'yi geçince bi binanın altındaki minik dükkan, İskender Kebabın yaratıcısı dükkan... ve tadı damağımda kaldı!!
Bunlar yetmedi, Bursa'yı gezdikten sonra bir de Eskişehir'e uğradık dönerken, eksik kalmayalım çiğ böreğimizi de mideye indirelim dedik, Papağan'da bi de çiğ börek yedik...
Hıı bir de Bursa'dan dönerken bize bir de şeftali fidesi eşlik etti, babamın bahçesine dikmek için :)
Eve geldiğimizde saat 10'a geliyordu... Bu yoğun haftasonundan sonra sabah tartıya çıkmaya korktum ama kesin en az 1 kilo aldım :S

13 Eylül 2010 Pazartesi

can sıkıcı bir gün...

Türk Milli takımı turnuvada çok güzel bir başarı elde ederek dünya 2.si oldu... yine de sevinemiyor işte insan, son 2 maçtır, turnuvanın kalanında oynadıkları gibi oynamadılar, ama dünkü Sırbistan maçını almasaydık bugün anca 4. olurduk, Litvanya'yı da yenemezdik... yine de dünya şampiyonasında final oynamak bile çok güzel..
Hadi insan spordaki yenilgiyi bir şekilde sindiriyor da, Türkiye'yi bekleyen meçhul geleceğin korkusu o kadar da kolay sindirilemiyor işte... Baskette en azından tesellimiz gümüş madalya, ama referandumundan evet çıkan Türkiye'nin ne tesellisi var ki? birinin facebookta yazdığı bir yorum tam yerinde olmuş: " Amerika'ya aynı günde 2 defa yenilmek..."
İşte öyle birşey...

6 Eylül 2010 Pazartesi

FIBA Turkiye 2010

Ya Türkiye'de yapılan Dünya Basketbol Şampiyonasına gidemediğim için çok üzgünüm!!! Teze bi de bunu ekleyim mi?? Özellikle Türkiye'nin grup maçları Ankara'da oynanmışken.. :( Ama en azından TV'den izledim Yunanistan ve Fransa maçını.. Türk takımı gerçekten çok iyi oynuyor!! İzlerken çok heyecanlanıyorum ve nasıl bir sevinç, nasıl bir coşku... Ayrı ayrı bireyler değil, tam bir takım gibi hareket ediyorlar ve takımdaki herkeste de müthiş bir istek ve heyecan var! benim de sahaya çıkıp oynayasım geldi, 2 pota arasında depar atmak istiyorum :)


Umarım çarşamba günü Slovenya'yı da yenip yarı finale çıkarız!!

3 Eylül 2010 Cuma

tatilsiz, gezmesiz nereye kadar

Geçen gün Zeyneple konuşuyorum, bana diyor ki, "özlem aa size (sizin şirkete) tatil değil mi bayramdan önceki 2 gün de tüh tüh sen nasıl kaçırdın bu fırsatı", kaçırdığım bi bu bayram mı şekerim diyorum ben de... tüm iznimi teze harcadım ben, bi de üstüne bayram... ama bi bitsin özlem sahalara dönecek yine... yine aylar öncesinden tatilleri planlayacak, biletleri alacak gezecek gezecek durmadan.. hımmm evet umarımmm!!
neyseki bu sene 19 Mayıs'ta, hala rahat bir insanken, Kaş'a gittik de ben de minik de olsa tatil yapmış oldum... şimdi bi arkadaşım facebookta eurotrip diye birşey yazmış da şu 9 günlük (bizim şirkete tabi) tatilde ben de gidemediğim yerlere yandım  bir an.. ama hayat işte, tez bitince de başka şeyler olur insanın hayatında, her zaman gezmek mümkün olmaz!
yine de love to travel, love to travel abroad!