9 Kasım 2012 Cuma

Grouponot oldum :)


Küçükken bana "büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduklarında, sayısız cevaplar verirdim; doktor, ressam, tiyatrocu, şarkıcı, mimar, pilot ve hatta astronot bile... (pek mühendis olacağım dediğimi hatırlamıyorum o da ayrı konu :) ) Astronot olmadım ama grouponot oldum. O da nesi diyenler için Grouponotluk ve benim grouponot oluşumu anlatayım :) Bir gün yine şehir fırsatlarına bakarken bir baktım, fırsatlardan biri Grouponot olma başvurusu. Bir okudum ki tam benlik :) Şehir Fırsatı, yani global adıyla Groupon, yayınladığı fırsatları deneyip onlarla ilgili görüşlerini grouponun blogu vasıtasıyla paylaşacak grouponotlar arıyordu. ("Grouponot’lar, devasa Groupon evreninin korkusuz kaşifleridir. Görevleri yeni yerler keşfetmek, yeni deneyimler edinmek ve tüm bu keşif ve deneyimleri insanlarla paylaşmaktır.") Ben de hiç geciktirmeden başvuru formunu doldurdum hemen... Bir şeyi çok istediğim zaman olur genelde, ben de hemen beni seçeceklermiş gibi sevindim, hayal kurmaya başladım, kocamı aradım anlattım olsa ne güzel olur diye... :) Bu arada da sürekli maillerimi kontrol ediyorum "ee ne zaman haber verecekler grouponot olduğumu" diye, ama beklediğim mail yerine bir telefon geldi geçen gün. Aslında grouponotlar belirlenmiş ve ben onlardan biri değilmişim ama bu grouponotlardan birisi vazgeçmiş ve yedek olarak beni aramışlar!! Yaşasın! Yani ilk 30da olmasam bile yedeklere girmeyi başarmışım ve artık ben de bir grouponotum :)
Hiç şüphem yoktu zaten :)) Yaşasın yeni yerler keşfetmek ve yaşasın bunları herkesle paylaşmak...

9 Ekim 2012 Salı

Düğün fotoğrafçısı

Boşuna hayatınızın en unutulmaz günü demiyorlarmış, benim için de hayatımın en unutulmaz günü düğün günümüz... Bu günü aklımda hep güzel kılmak için öncesinde uzuuuun bir planlamam olduğundan bahsetmiştim zaten peki size hiç o gün fotoğraflarımızı çeken Bora Uçak'tan bahsettim mi? Bora düğün günümüzü unutulmaz kılan insanların başında geliyor, her zaman herkese önerebileceğim düğün vazgeçilmezi... Düğün fotografları ve videosu o günü hatırlamamızı sağlayan en somut şeyler ve artık son yıllarda klasik stüdyo fotoğrafçılığının yerini düğün günü her anınızı fotoğaflayan hikaye fotoğrafçılığı aldı. İyiki de alıyor, çünkü bence o gün "kafanı 30 derece yana çevir", "şimdi biraz uzaklara bak" gibi komutlarla sizi gerecek fotoğrafçılardansa sizi rahatlatacak, fotoğraf işini eğlenceli hale getirecek birileri lazım, hele ki fotoğraf çektirmek sizin için kasıcı bir iş ise bu noktada iletişim iyice önemli...
Bugün Bora'nın Facebook'ta yüklediği güzel gelin damat videolarından birini görünce bizim için de yaptığı ve vimeo ya yüklediği videoları tekrardan izledim ve o güne geri döndüm... Benim için iyi referanslar her zaman önemlidir, kendim paylaşmayı sevdiğim gibi iyi tecrübelere de kesinlikle kulak veririm ve Bora da onlardan biriydi... Çektiği fotoğrafların yaratıcılığı ve profesyonelliği daha da önemlisi düğün günü rahatlatan tavırları ile o gün için verdigimiz en iyi kararlardan biri de Bora ile çalışmaktı... Sonrasında evlenecek tüm arkadaşlarıma Borayı tavsiye ettim, takvim için gecikmemiş olanların hepsi de Bora ile çalıştı ve çok mutlu oldular, dolayısıyla rahatlıkla herkese tavsiye edebilirim...
Burda püf nokta: zaman; özellikle yoğun düğün dönemlerinde iyi fotoğrafçılar aylar öncesinden dolmuş olabiliyor, dolayısıyla düğün gününe karar verir vermez fotoğrafçınız ile anlaşmakta hiç bir sakınca yok!

26 Eylül 2012 Çarşamba

Vegas -> San Francisco

Amerika seyehatimizde Vegastan sonraki rotamız San Francisco idi... Tabi biz Vegastaki outlet alışverişimizi 19:30 gibi bitirince yola düşmemiz de geç oldu haliyle... Daha onceden yaptığımız plana göre Vegas San Francisco arası uzun oldugundan (yaklaşık 11 saat gibi gösteriyordu maps)  yolda 1 gece durmaya karar vermiştik, bunun için de 2 seçeneğimiz vardı, biri Bakersfield (ki aslında yolun nerdeyse tam ortası gibi) digeri ise San Luis Obispo. En son kararımızı okyanusa olabildiğince yaklaşmak olarak verdik ve San Luis Obispo'yu sectik. Oradaki oteli de yine booking.com dan ayarladık. Yol üstü bir yer olduğu için kalacak cok otel var. Bu noktadan sonra San Francisco'ya gitmek için 2 ayrı seçenek var, biri highway 101 (daha hızlı ama içeriden giden yol) digeri ise Highway 1; ki bu da manzarasiyla unlu yol... Biz tabiki highway 1 i tercih ettik :))
Yolumuzun üstünde ilk durağımız San Luis Obispo'ya da cok yakın olan Morro Bay idi. Aslında burayı tesadüfen gördük, baktık herkes buraya gidiyor biz de gidelim dedik... Küçük dükkanların olduğu şirin bir sahil kasabası... Hatta orada cok şirin dükkan sahibeleriyle tanıştık, Türkiye'den geldigimizi duyduklarında bizimle cok ilgilendiler, gezi boyunca başka Amerikalılarla muhabbetimizden Turkiyeye karsı pozitif bir yaklaşımları olduğunu gözlemledik...

Morro Bay

Morro Bay




 Highway 1 gercekten cok güzel bir yol. Kuzeye doğru giderken solda okyanus, kimi zaman virajlı yollarda araba sürmek de harika, o kısımlarda arabayı ben sürdüm, kızlar arkada uyudu, İsmail fotograf çekti, Burak da uyumakla copilotluk arasında gitti geldi:))
Yolda Bigsur civarlarında mola verdik, Big Sur, dagların okyanustan dik yamaçlarla yükseldiği bir bölge, manzara harika ve ortam cok huzurluydu... Bu arada yolda da onlarca klasik araba gördük hepsini cok heyecanlanarak izledik :)
Big Sur


Big Sur
Highway 1 , San Francisco'dan önce Monterey diye bir sehre gidiyor, burası eski sardalye fabrikalarının olduğu bir liman sehri.. Rota üzerindeki ünlü duraklardan da biri ayrıca. 19. yydan beri sanatçıların ve ünlü ressamların yaşadığı bir sehir olmuş... Gidilecek turistik yerleri; akvaryum, sardalye fabrikaları ve fisherman's wharf. Biz yolda oyalandigimiz için akvaryumu kaçırdık. Burası batı yakasının büyük akvaryumlarından biriymiş. Onun yerine Fisherman's Wharf'ta ekmeğin icinde servis edilen clam chowder çorbası ictik. Himmm gercekten cok güzeldi, sebzeli kremalı deniz mahsulleri çorbası.

Monterey

Monterey
Yakın olsak da San Francisco'ya daha yolumuz vardı, şoförümüz İsmail hariç herkes yolda uyudu. Uyandığımızda Bay Bridge'e gelmiştik bile...

23 Eylül 2012 Pazar

Muir Woods, Sonoma ve Napa

SF'de Golden Gate köprüsününden karsıya gecen yol uzerinde Muir Woods milli parki var. Burası devasa ağaçların olduğu bir bölge, 20. yy in baslarında diğer bölgelerdeki bu devasa ağaçlar kesilmiş olsa da bu bölge bir sekilde korunmuş ve milli parkların savunucusu John Muir'in adı verilmiş. Burada ağaçların ortalama yası 500-800 yıl arasında, en yaşlıları da 1200 yıllık ve boyları da 100m civarlarında. Cok ilginç ve güzel bir bölge insan o devasa ağaçların arasından gökyüzünü zor görüyor ve farklı bir dünyada gibi hissediyor kendini.

Golden Gate
Muir Woods
Muir Woods un biraz kuzeyinde üzüm bağları ve şarap mahzenleriyle ünlü Napa bölgesi var. Biz Muir Woods da cok oyalanip buraya biraz geciktik.. Buradaki şarap yapım merkezleri aksam 5-6 gibi kapanıyor, yine de 3 tanesine girip tadım yapma şansımız oldu. Burası da coğrafya olarak cok güzel, yeşillik bir vadi, heryerde asmalar var... Sideways filmi de burada çekilmiş. Gittiğimiz şarap satıcılarından biri de Madonna Estate idi. Aile işletmesi olan bu yer daha küçük ama özenli bir yer, sahipleri bize şarap yapımından ve şaraplardan bahsetti, cok hoş vakit geçirdik burada da :)
Güneşli ve bol aktiviteli bir pazar gunü geçirdik ve dönüşte pazar günlerini bizim gibi geçiren San Franciscolularla Golden Gate Bridge trafiğine kaldık :)) kendimi Californiali gibi hissettim o an:))
Napa

Napa Şarap Tadımı



San Francisco

Bay Bridge'den San Francisco'ya girdik, Bay Bridge upuzun bir köprü Oakland ile San Francisco'yu birbirine bağlıyor.
Gece girdiğimiz San Francisco sokaklarında ilk olarak evsizler dikkatimizi çekti. San Francisco Amerika'da en cok evsizin yaşadığı sehirlerden biriymiş, bunun sebebi de yıl boyunca sıcaklığın cok değişmiyor olması, ne cok sıcak ne de cok soğuk , hatta bu yüzden başka eyaletlerden evsizlere para verip San Francisco'ya yoluyorlarmış. Neyse bu kadar evsiz muhabbeti yeter, otelimiz China Town'un hemen girişinde Grand St üzerinde bir oteldi... Yer bakımından çok şanslıydık, ünlü mağazaların olduğu Union Square'e yürüyerek 5 dk mesafedeydik...

İlk günkü programımız Pier 39'dan kalkan botlarla bir turla başladı, bu turu da gitmeden önce internetteki fırsat sitelerinden indirimli aldım. Bot önce ünlü Golden Gate Köprüsünün altından geçip, yine ünlü hapishane ada Alcatrazın cevresinde dolandı. Şansımıza güneşli ve cok güzel bir hava vardı, buna rağmen botta cok esiyordu, bottaki rüzgarlı hava üşütse de gunes hepimizi cok fena yaktı, özellikle en beyazımız olan İsmail'i :(
Sonrasında Pier 39'da da oldukça vakit geçirdik. Burası oldukça turistik bir yer ve kalabalık yine de cok renkli oluşu bizi çekti ;) Forest Gump filmindeki Bubba Gump restoranlarından birisi de burada... Daha önce Newyork'ta gittiğimiz Bubba Gump'a San Francisco'da da gitmeden edemezdik:) Burası ağırlıklı olarak karidesli yemeklerden olusan bir deniz mahsulleri restoran zinciri. Kapıda o kadar cok sıra vardı ki, ismimizi listeye yazıp gelecegimiz saati söylediler. Cok şirin ve karakteri olan bir restoran burası, yine olsa da yine gitsek ;)
Pier 39 a yakın bir yerde Ghirardelli çikolata fabrikası var, aslında alışveriş merkezi gibi bı yer birazcık, Ghirardelli çikolatalarının satıldığı cafeler de var, orda yediğimiz hot fudge sundea harikaydı!!
Burdan sonraki durağımız unlu Lombard St, dünyanın en virajlı sokağı olarak geçiyor, cok da uzun olmayan bu sokak da renkli çiçekleri, körfez ve San Francisco manzarasıyla gidilmesi gereken yerlerden SF'de.
San Francisco cok güzel ve ruhu olan bir sehir, diğer sehirlerden ayırt edilen kendine özgü bir havası var. İnsanları da sehrin sokakları da karakterli. Yasamak isteyeceğim sehirlerden birisi ... Küçüklüğümden hatırladığım Full House dizisi de burada çekilmiş, o dizideki ev painted ladies diye adlandırılan victorian tarzı evlerden biri. Burası da Alamo Square Park'ın hemen yanında, bu park da yine biraz tepede ve cok güzel bir manzarası var, asıl manzara Twin Peaks'teymis aslında, orada yaşayan arkadasımız Onur bizi oraya da götürdü ama gece hava o kadar sisli ve soguktu ki biz kızların arabandan inmemizle geri binmemiz bir oldu :)
Onur bizi sadece Twin Peaks'e götürmedi tabiki, San Francisco gece kulüplerine de gittik... Onur götürdüğü için isimlerini hatırlamıyorum ama güzeldi gercekten...
Golden Gate Park'a gittik sonra, kocaman bir park, oyle yerleri gordukce o sehirde yasayanlarin ne kadar sansli olduklarini dusundum bir kez daha. Aslinda böyle yerler hep dikkatimi çekmiştir, Paristeki Bois de Bologne, Berlin'deki Tiergarden, Newyork'taki Central Park, cok büyük metropoller olsa da orada yaşayanlar için yapılmış doga alanları, Ankara için de ODTU var sanırım sadece yakın olan ama aslında cok farklı konseptlerde... Bu büyük parklarda insanlar bisiklete biniyor, koşuyor, kopekleriyle oynuyorlar, içlerinde yapay da olsa büyük goller var onun kenarında dinleniyorlar. Biz ise bu konuda cok sanssiziz bence.
SF da ilgimizi ceken baska bir bölge de Haight and Ashbury. Burası hippiliğin doğduğu bölge olarak anılıyor ve burada hala hippi akımını benimsemiş insanlar yaşıyor. Salaş ve eğlenceli bir yer, ikinci el satan mağazalar, müzik dükkanları ve renkli insanlarıyla ilginç bir yerdi. Burayı da sevdik biz.

Golden Gate
 

Alcatraz
 

Pier 39




Pier 39
 

Bubba Gump Shrimp and Co





Cable Car


San Francisco sokakları


San Francisco Cable Car



Cable Car
  

Lombard Street
 


Lombard Street
 

San Francisco


San Francisco'ya gitmişken bir gün de üzüm bağlarını gezelim dedik, o da bir sonraki yazıda artık ;)

19 Eylül 2012 Çarşamba

Herşeyden biraz

Bugün tesadüfen yeni bir blog keşfettim, tabi bana yeni, blog bayadır var anladığım kadarıyla :) İnternette renkli ve desenli kağıt nereden bulurum diye aranırken cafenoHut diye bir blog ile karşılaştım... birden renkli bir masal dünyasına girmiş gibi hissettim, yazdıkları ve ifadeleri çok hoşuma gitti... Ben de öyle herşeye heveslenen bir insan olduğum için, onun heveslerine ben de heveslendim, hatta şuanda kafamda yazlığı yenileme hayalleri kuruyorum... Eğlenceli bir blog, tavsiye ederim :)

6 Eylül 2012 Perşembe

Born to be Planner

Gelinlik Almak yazımı okuyunca aklıma geldi, [bu arada en çok okunan yazımmış, demek ki insanların en çok araştırdığı konulardan biri benim yazdıklarım arasından :) ] , geçen gün kızlarla öğle yemeğinde bekarlığa veda partimden konuşurken, Elif vucüdüma astığım kuşağın üstünde "born to be bride" mı yazıyordu dedi, yok dedim "bride to be" :) Elif de born to be bride varsa o da sensin dedi , yani gelin olmak için doğmuş :) Hatta onun üzerine Gelin Savaşları (Bride Wars) filmindeki küçüklüğünden beri düğünlerinin hayalini kuran iki gelinden bahsetti Yeliz, onlardan biri olabilirmişim ben de :) Aslında hiç de öyle değil, tabiki küçükken ben de gelinliğimi ya da düğünümü düşünürdüm az çok ama hiç bir zaman hep gelin olacağı günün hayalini kuran biri olmadım... Ama her zaman "plancı" biri oldum, olay da burdan çıkıyor zaten :) "Plancı" derken, belli olmuş bir etkinlik ile ilgili her ayrıntıyı planlayan, hatta belli olmayanlara da alternatif plan hazırlayan anlamında bendeki tanımı :) Ve evet ben bunu seviyorum. Şimdi geriye dönüp baktığımda, her ne kadar stresli de olsa ben düğünümü planlmayı çok sevdim, Gamzeninkini planlamasına yardımcı olmayı da çok sevdim, sonra bana soran insanlara tecrübelerimi anlatmayı da çok seviyorum. Tüm o süreç, gelinlikten, müziğe, mekandan yemeğe, saç, makyaj, balayı, gelin arabası, davetiyeler, ortam süslemesi, tüm bunları seçmek hep çok heyecanlıydı... Herkes o heyecanla planlasın, o motivasyonla yapsın düğününü umarım..

O yüzden böyle yapacak bişey yok, sadece düğün değil, tatil, gezi, arkadaş görüşmelerinin planlarını kafamda kurmadan duramıyorum :)